Eline kalemi alıp batırdı hüzün mürekkebine…

Eline kalemi alıp batırdı hüzün mürekkebine…
23 Haziran 2011 tarihinde eklendi, 2.511 kez okundu.

Ey sevgili!

Seni kaybeden neyi bulmuş ki…

Bir an…  Arkamı döndüğüm tek bir an asırlarca günahı yükledi omuzlarıma. Asırlarca sürecek bir azabı kalbime yazdı. Senden yüzümü çevirdiğim o an neyi görmeyi hayal ettim ki? Sana bakarken nasıl kapattım gözlerimi? İnsan gaflet uykusundayken gördüğü rüyaları gerçek sanıyor.

Şimdi pişmanlık alev gibi sardı bedenimi,  ne fayda! Bana bakan bakışlarına sürdüm siyahı; artık ben o bakışlara layık değilim. Sen her seheri o yârin gözyaşlarıyla beklerken, ben tiz kahkahalar attım günah sofrasında sonra çıkınca huzuruna bir damla gözyaşında aradım teselliyi.

Ve şimdi… Ellerime yapışmış zifir karası günahımla mı sileyim gözyaşlarımı? Ben şimdi nasıl tövbe edeyim? Aşka uçmam için verilen kanatlarla yollanmışken günaha, yanan kanatlar için nasıl şifa dileyeyim? Belki böylesi daha hayırlıdır benim için, belki ben kanatsız kalmalıyım bir daha uçmamak için günaha. Belki ben yanan kanatların acısıyla daha yakınımdır sana… Belki… Ancak böylesi bir utançla sana yakın olacak kadar aşağılık mıydım ben? Sana uçarak değil sürünerek gelecek kadar alçak? Ben senin ‘’ibret’’ olan kullarından mıyım? Bu kadar bi nevayken tövbem beni ancak sabit tutar, bir daha uçurmaz ki… Tövbem ayağıma bağlanan bir pranga olur kendimi kapattığım bu zindanda. Ancak bir prangayla olduğu yerde durabilen vahşi bir mahkûmum ben; üstelik senin gibi bir rabbim varken bu haldeyim!

Senin gibi merhameti göğün yedi katını doldurup sağanak sağanak yağdıran bir rabbim varken ben kendimi nasıl bu hale getirdim?’’ ben ‘’ demeye utanıyorum, onu sen yarattın. Bıraktığın emanete işte böyle ihanet ettim! Şimdi pişmanlık beyhude esen bir rüzgâr gibi… Estikçe alevler sarıyor bedenimi.

Kalemi bıraktı elinden sayfayı eline aldı: Bembeyaz! Sanki yazdığı onca şey buhar olup uçmuştu! Sanki hüzne batırdığı kalem kandırmıştı onu!

Hayır,  bir dakika!

Hüznü kandırmıştı elbet! İçi boş bir mürekkep şişesi gibiydi hüznü… Tövbeetmek için hüzünden çok daha fazlası gerekli olduğunu anladı bir an… Pişmanlıktan çok daha fazlası! Hatta perişanlıktan çok daha fazlası! Ancak o zaman günahı düşündüğü an utanırdı zihni, uzuvlarının haberi bile olmazdı bu fikirden… Tövbe öyle bir şeydi ki günah ile beden arasına değil, günahın fikri ile zihin arasına örülürdü. Elbette hüzün yetersizdi bunun için.

Kalakalmıştı öylece bomboş sayfa karşısında… Yüzünü sevgiliden çevirdiği ‘’bir tek an’’ geldi aklına, bağrı yandı! Hiç olmamasını dilese neye yarardı ki? Nasıl geçip gittiğini bile anlamamıştı o anın. Gözleri doldu yine, boğazında bir düğüm… Ömrü boyunca hiç yutamayacağı bir kemik takılıp kalmıştı sanki boğazına. Başını bir daha hiç göğe kaldıramayacağını düşündü, bir daha ellerini hiç açamayacağını… Gülümserken hep utanacağını düşündü. Bu haldeyken gülmek ne büyük arsızlık! Doğru düzgün tövbe dahi edemeyen biri bir daha nasıl gülümser?

Elleri titreye titreye aldı tekrar kalemi eline:

Benim yanımda günahı yağmur tanesinden dahi küçük olanı affetmek kolaydır elbet; ama benim gibisini affetmek ancak sana yakışır.

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış.

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

Sayfa başına git