"aşk yazıları" ile Etiketlenen Konular

Cümleye başlayamamak… Binlerce kelime var ama konu sen olunca o kelimeler uçup gidiyor sanki seni tarif edecek sana yazacak kelime bulamıyorum seçemiyorum aralarından. Sana yazarken her şey eksik kalıyor sanki az geliyor yazıp yazıp siliyorum. O kadar çok seviyorum ki seni anlatmak istediklerimi içimdeki seni anlatamayacak kadar çok seviyorum seni. Senle her şey o kadar güzel ki. Tatlı tatlı konuşmalarımız, gülüşlerimiz, bakışların, kavgalarımız. Acısı bile bal. Şu saatte işim gücüm yok...
Tuhaf bir gece; Bazen beklemek, bazen sabretmek düşüyor bize. Artık küçücük bir ışık çok uzak geliyor. Yine susmak yenilmek anlamına gelmiyor artık. Hergün mutlu olsaydım, beklide mutluluğun anlamı kalmazdı. Yine bana kızacaksın ne diyorsun, ne saçmalıyorsun oğlum diye. Ben yine susacağım ve sen yine BİTTİ diyeceksin. Ama yine beni seveceksin bazen özleyecek bazen de nefret edeceksin. Ama bilmeyeceksin, anlamayacaksın sensizliğin beni kahrettiğini, içimi acıttığını…… Mutsuzluk değil aslında bu, umutsuzlukta değil. Bazen gülümserim...
Kimseler anlayamaz, yokluğunun ne büyük acılara gebe olduğunu. Sensiz olan birinin, fiziksel olmasa bile ruhsal açıdan, Afrika’nın geri kalmış köşelerinde hastalıktan ve açlıktan sefalet içinde yaşayan insanlardan daha çok acınacak bir halde olduğu kimse bilemez. Seni ancak, seninle yaşayan bilir… Sende biliyorsun… Dayanılmaz bir çekicilikte olduğunu, Bir kere tanıyanın senden vazgeçemeyeceğini. Sende biliyorsun, tutkuların en büyüğüne kapılacağını. Ve biliyorsun ki, dünyada bugüne kadar keşfedilmiş ve keşfedilecek en amansız hastalıklardan daha acımasız...
Ben aşk’ın ilk heyecanını sevginin kalıcılığını güvenin değerini kalp ritimlerinin önemini sahiplenmenin güzelliğini ellerinin içindeki ellerimin terlemesini karşılıklı çay içmenin sanki dünyanın en güzel yerinde en güzel anı yaşıyormuş gibi hissettirmesini bir isimin yüzümde oluşturduğu gülümse gitsin diye gökyüzüne baktığımda daha fazla gülmeme neden olmasını basite indirgenen küçük masum duyguların bütün bedenimi ruhumu etkilediğini seninle öğrendim.. Sadece seninle. Yağmuru sadece seviyordum taa ki saçlarından damlayan o yağmur damlalarını gördüğümde elimi...
Bir gülüşün yetecek inan, şu üzgün hallerim yok mu gülüşün geldikçe aklıma geçecek gibi. Ellerim ile saklayamadığım zamanlar dert olur o gülüşünü başkası görüyor diye. Bana olmayan o gülüşün çökertecek içimi. Hiçbir sevinç aydınlığı onu silemiyor. Şu ellerim ellerinde güzel bırak öyle kalsınlar. Kaç kere yazdım seni kim bilir kaç satır harcadım şu gülüşüne.. Uykuya niyetlenip kafamı yastığa koyduğumda, sen geliyorsun zihnimin tam ortasına. Sana bakıyorum, sen de bana. Pencereden de öyle bir ışık...
Öyle utangaç tebessümle durma karşımda. Ellerini de görebileceğim yere koy. Yanlış anlama bu bir tutuklama değil. Gözlerime mühürlüyorum seni sadece o kadar… Dediğim gibi çok da gülme. Çünkü öpesim geliyor gülüşünden. Ne yumuşaktır kim bilir tenin. Ve ellerin… Ellerinde bin bir renk var biliyorum. Ellerini öpüşüm bundan. Hani bir bebeğin avuç içlerini öper gibi. Kokusunu içine çekerek öpmek gibisi yok. Böyle şeylerin verdiği huzur anlatılamaz. Sımsıkı da sarılamam sana. Kırılırsın,...
Tuhaf bir gece; Bazen beklemek, bazen sabretmek düşüyor bize. Artık küçücük bir ışık çok uzak geliyor. Yine susmak yenilmek anlamına gelmiyor artık. Hergün mutlu olsaydım, beklide mutluluğun anlamı kalmazdı. Yine bana kızacaksın ne diyorsun, ne saçmalıyorsun oğlum diye. Ben yine susacağım ve sen yine BİTTİ diyeceksin. Ama yine beni seveceksin bazen özleyecek bazen de nefret edeceksin. Ama bilmeyeceksin, anlamayacaksın sensizliğin beni kahrettiğini, içimi acıttığını…… Mutsuzluk değil aslında bu, umutsuzlukta değil. Bazen gülümserim...
Ben sana; “Gel beraber mükemmel bir çift olalım, hiç ayrılmayalım, herkes bizi kıskansın.” demiyorum ki. Gel diyorum beraber insanları boş vererek şarkı söyleyelim diyorum. Dört dörtlük söyleyelim de demiyorum ki. Bilmediğimiz yerleri sallarız Allah ne verdiyse. Ben sana gel beraber yemek yapalım, mükemmel kekler pişirelim demiyorum ki. Mahvedelim edelim; yemeği de mutfa...ğı da. Ama yiyelim yine de biz yaptık diye. Sonra gel harika bir hayatımız olsun demiyorum ki. Kavga edelim, ayrılalım. Aşkı kuvvetlendiren ayrılıklar değil midir zaten?...
Sevgilim; Ben hoşçakalamadım. Sen güle güle gittin mi? Beni bir vedaya sığdırdın ya, ben umut diye beklerken unut dedin ya hani, inan unutamam seni. Oysa koca bir ömür vardı bizi bekleyen, oysa nerede olursan ol kalbin hep benim için çarpacaktı, ruhun hep benimle olacaktı. İnan kandırmıyorum artık kendimi. Kaderle inatlaşmıyorum. Sen kendine neyi yakıştırdın bilmem ama ben sensizliği çok yakıştırdım kendime. Sen gittikçe, ben güzelleştim. Artık bu kaldırımları soğuk şehrin en zifiri yerindeyim. Ne senin gelmeye yüreğin yeter, ne de...
Acılarımın en tatlısıydın. Kalsam kendimi üzecektim, gitsem Seni… Ne gidecek kadar korkaktım, ne kalacak kadar cesaretli.   Korkma dedim kendi kendime. Ölünce geçer korkma!.. Ama ölmedim! Ruh kanserimle birlikte yaşamayı öğrendim. Senden çok daha erken çıkmıstım ben yola. Ve yola çıktıgımda aşkın, ömrün en uzun, en sessiz üç harfi olduğunu biliyordum. Aşk bir kelimeyse, bin kelimesizlikti çünkü.     Öyle çok sustum ki sana, kendi sesimi unuttum adeta. Sana dilsizliklerden yapılma bir lisanla geldim, anlamadin…   İki ayrı uykuda, iki ayrı rüyanın birbirine dokunması gibiydi aşk. Sen...
Suskunluğun en acımasız olduğu zamanlardayım bu günlerde... Sadece susuyorum ve uzaktan izliyorum bir sevdanın hazin intiharını... Dirhem dirhem kan damlıyor açık yaralarımdan ve her damlada bir umut eksiliyor damarlarımdan... Susmak yakıştı sanırım bana artık kimse yadırgamıyor beni ve suçlamıyor bir zalimi sevdiğim için... Beni unutanı unutamadığım için ayıplamıyor kimse... Yüzümde mutluluk denen maske dilimde yalandan sevda şarkıları ve hiç gelmeyecek güzel günleri beklermiş gibi yapıyorum... Ağlamıyorum artık halka açık mekânlarda... Hiçbir çaba sarf etmiyorum sadece susuyorum... Herkes bir anlam katıyor susuşuma...
Bugün bir şey denedim... Acaba tahmin ettiğimin ötesinde mi içime işledin diye... Aklımdan birazcık olsun çıkmanı, Sensizde yapabileceğimi kendime kanıtlamak istedim... Fakat o kadar çok acıttı ki... O kadar çok derinimdeymişsin ki... Yolda yürürken bir sokak lambası aklıma seni getiriyor. Çaya attığım 3. şeker aklıma seni getiriyor. Bir kuşun simit üzerindeki susamları yemesi aklıma seni getiriyor. Parmak uçlarımın üşümesi aklıma seni getiriyor... Elimin fotoğraf makinesine her gidişi aklıma seni getiriyor... Kabanımın üzerinde kalmış saç telin aklıma seni getiriyor. Yemeğimin eksik tuzu aklıma...
Sana sevgimi anlattıkça uzak durdun benden. Ben “Aşk” dedikçe, sen “Dur” dedin. Oysa ben gerçekten seviyordum seni. Bu yüzden içimdeki aşk fırtınasını durdurmam mümkün değildi. Söylemeden duramazdım ki sevgi sözcüklerini…. ANLAMADIN… Hayata dair ne varsa paylaşmak istedim seninle. Güleceksek birlikte, ağlayacaksak birlikte olmalıydı. Önümüze aşkımızın ışığını alıp bizim için aydınlattığı yolda hiçbir engele takılmadan inatla, cesurca, kokusuzca yürümeliydik. Ancak böyle yaşanırdı bir aşk çünkü. YAŞAMADIN… Herkesin ayrı bir dünyası vardı biliyordum. Ama aşk ayrı...
O olmadigi zamanlar, kalabalik icinde bile onsuz olmaktan gelen derin yalnizligi duymuyorsan; onun karsisinda bütün duygularin felce ugramiyorsa; elini tuttugunda icin titremiyorsa; yüzüne baktigin zaman basin dönmüyorsa; "SEVMIYORSUN" demektir (daha&helliip;)
Bugün olduğu gibi yarın da, yarından sonra da, Ondan sonraki günlerde de gözlerimdeki yerinin değişmeyeceğine... Seni bir ömür seveceğime...Kelebek lerin renklerinin insani büyülemesi gibi, yarınımda da hep sevginle yasayacağıma... (daha&helliip;)
Sayfa başına git